Bir kadın terzisi olarak elinde makas, kumaşa şekil vermekle yetinmeyen İhsan GÜRDAL, Ordu’nun kültür ve sanat hayatına yön veren isim- lerden biri olmayı başardı
Bir kadın terzisi olarak elinde makas, kumaşa şekil vermekle yetinmeyen İhsan GÜRDAL, Ordu’nun kültür ve sanat hayatına yön veren isim- lerden biri olmayı başardı. Müzik ve resim alanında yaptığı çalışmalarla ünlenen GÜRDAL İzmir, Trabzon, Samsun, Diyarbakır ve Ankara gibi birçok ilde de sergi açtı. Portre Dergisi olarak bu yüreği güzel insanın hayatına misafir oluyoruz.Meslek çok olunca, bir koltuğa birkaç karpuzu sığdırma çabası içinde oluyor insan. İşte ben de bunu başarmaya çalışıyorum. 1932 yılında, Ordu’nun Öceli köyünde doğdum. Evli ve dört çocuk babasıyım. 50 senedir Orduda yaşıyorum. Asıl mesleğim kadın terziliği. Bunun haricinde birçok mesleklerim daha var. Uzun yıllardan bu yana ordu ilinin sanat ve kültür faaliyetleri içinde bulunuyorum.1974-75 yıllarında kadın terziliği mesleğini tasfiye ederek, sanat alanında faaliyet göstermeye karar verdim. 1980 senesinde “Armoni Müzik Dershanesi” adı altında bir müzik dershanesi kurdum ve müziğe meraklı insanlarımıza, bir süre Türk Halk Musikisi dersleri verdim. Müziğin yanı sıra ayrıca resim çalışmalarım da var. Resimlerimi, daha çok tahta tuval üzerine, kızgın havyayla yakarak ve dağlayarak yapıyorum. İzmir, Trabzon, Samsun, Diyarbakır, Ankara gibi birçok ilde, resim sergileri açtım.Resim, Müzik Gibi Sanatın Farklı Alanlarında, Halkımıza Uzun Yıllardır Başarıyla Hizmet Vermeye Devam Ediyorsunuz. Peki, Küçükken Sizi Etkileyen, Sanata Yönlendiren Birileri mi Var dı?Çocukken beni etkileyen, özellikle sanat alanına yönlendiren özel biri yoktu. Bence, insanın fıtratında olanbir olgu bu! Ben, çocukluğumdan bu yana hassas ve duygusal bir insanım dedelerimizden de sanatla ilgilenenler varmış. Belki onların da etkisi olabilir. Beni yönlendiren değil de, etkilendiğim insanlar oldu.Resimleriniz de ne tür konular işlediniz?Kompozisyon niteliğinde olan eserlere önem verdim, yani öğretici, eğitici vasfı olan, atasözleri gibi. Mesela, Hacı Bektaşı velinin islam felsefesi vardır “eline, beline, diline mukayyet ol diye, ben bu atasözünü, buyruğu tablo haline getirdim. Kendi düşüncelerime göre muhayyilemde nasıl canlandırdıysam onu resim olarak çizdim ve işledim.Size Göre Sanatçı Kimdir?En büyük sanatçı yaratıcıdır. İnsanlarda bu büyük yaratıcının kopyalarıdır. Öncelikle şunu be- lirmek isterimki Türkiyede çok büyük bir sanatçı enflasyonu var. Sanatçının tarifine gelince; Yüce yaratıcının eşsiz güzelliklerini içeren, kainat tablosunu iyi fark eden insanlardır. Bu muhteşem kainat tablosunun inceliklerini ve güzel- liklerini görmekte zorluk çekenlere de yol gösterip, rehberlik ediyorlar onlar.Onlarıda uyarıyorlar aynı zamanda şiir, müzik, görsel ve sözel olarak. Sanatçılar hadiseleri sezen, iyi algılayan, anında duyan, gören ve yaşayan insanlardır. Sanat adamları toplumun önünden giden, örnek ve timsal insanlardır. Artıyı eksiyi bir araya getirip, sevgi, saygı, kardeşlik hamurunu, aşk senteziyle yoğurup ortaya koyan, edepli şekilde insanlara sunan, duygusal, ince ruhlu,müstesna insanlardır. Onlar bereketli topraklar gibidir, daima üretirler ve verirler. Hayat verici su gibi arı, duru, temiz; güneş gibi ısıtıcı ve parlaktırlar. Gerçek sanat adamlarını ve sanatçıları saygıyla selamlıyorum.Müzik alanında dinlediğiniz, beğendiğiniz sanatçılar kimlerdir?Benim zamanımda Bayram ARACI vardı, onu zevkle dinlerdik. Neşet Ertaşı çok beğenerek dinliyorum. Bunların dışında, Mucip AVCIMAN, Nida TÜFEKÇİ, Muzaffer SARISÖZEN, Zekeriye BOZDAĞ ve en önemlisi Aşık Veysel, çok severek dinlediğim sanatkarlardan bazıları.Ne tür kitaplar okur sunuz?Hiç ayırt etmeden her tür kitabı oku- rum. Bence esas okumak; hadiseleri bütün teferruatlarıyla beraber akıl ve mantık süzgecinden geçirerek, onu iyi tanıma ve detaylara inme maksadıyla, akıl ile göz ile gönül ile incelemektir. Herkesin okuması şarttır; Çünkü yaratıcının insanlara ilk emri “Oku” dur. Bunun bir hikmeti olmalı “ Oku” kitap oku anlamında değildir. Dünyayı oku, ayetleri oku... İnsanlar, hayvanlar, her şey bir ayettir. Ben bu şekilde okuyarak kendimi tahlil ediyo- rum. Keskin bir göz olarak, tepe nok-tamdan önce, kendi iç dünyama, sonra da dış dünyama bakıyorum. Biliyorum ki, kendini tanımayan insan, hiçbir şeyi tanımaz.Türk Halk Müziğine olan ilginiz ne za- man nasıl başladı?İlk okul öğretmenim Süheyla Hanım defterimize bir şiir yazıp ezberlememizi istemişti Sayın hocam Süheyla Hanım, nur içinde yatsın. Bu şiiri beni çok etkiledi. Sanata ilk kıpırdama bu şiirle başladı.Babamın memuriyeti nedeniyle, Gölköyde bulunuyorduk. Sene 1943, okula Muzaffer SARISÖZEN ve ekibi geldi. Sınıfta güzel sesli ve güzel kaval çalan arkadaşlarımızı sordular, onları dinlediler. Mettuk dediğimiz Kaleköyden arkadaşımız Mehmet’in sesi orijinal bulundu. Onun sesini taş plağa aldılar. Bundan çok etkilendim. Gerçi o seçimde ben seçilmemiştim, ama yine de türkülerimize karşı bir ilgi uyandı içimde. Çalmalıydım, söylemeliydim. Muzaffer Sarısözen gibi bende araştırmalıydım.Bağlamayı ne zaman kullanmaya ya da çalmaya başladınız?Hiç unutmuyorum on beş yaşındaydım. İçlerinde ağabeyim Mustafa Gürdal’ın bulunduğu bir saz topluluğunu sık sık dinlemeye giderdim. Bir gün çal- maya ara verdiklerinde , heveslenip bir bağlama kaptım elime. Tam mızrabı tele vuracakken orada bulunan her kes hep birden “bağlamanın akordunu bozacaksın” diye payladılar beni. Neye uğradığımı şaşırdım. Üstelik ağabeyimde sahip çıkmadı. Çok içerlemiştim.Bu sazı yalnız siz mi çalarsınız? Diye geçirdim içimden. O gün karar verdim, bu aleti çalmayı mutlaka ama mut- laka öğrenmeliydim. Hem de oradaki herkesten daha iyi yapmalıydım. Eski bir bağlama buldum, ona tel taktım, onardım, yalnız başıma çaldım, uykularımı kaçırırcasına çalıştım. “Azmin elinden bir şey kurtulamazmış” atalar sözünü kanıtladım adeta.MBüzik yapmaya ne zaman başladınız?Bir müzisyen olarak ortaya çıktığımı söyley- emem. Halk müziği anonimdir. Bana ait bir şey yok. Halkın sevinci, üzüntüsü, yaşantısı ile yoğrula yoğrula, ağızdan ağıza, kulak- tan kulağa yayılırken, söz taneleri ekiliphasada dönüşür. Öğütülüp un olur, suyla karışır, hamur olur, halkın gönül fırınında pişer, usta ozan- lar ağzında ezgi ezgi sunulur.İşte halk türküleri bunlardır. Bizler o ezgileri derleyip toparlayıp notaya alarak, onlar adına belgelemişizdir. Yani türkülerin, yörelerin dışına taşınmasına, yayılmasına hizmet etmişizdir. Birkaç derlemem var;Durmuş dayıdan (Çakmanın Durmuş) derlediğim bir çambaşı türküsü: Çambaşının evleri/Çamdandır çivileri/Oturmuş koyun sağar terlemiş sineleri. 1977- 78 ‘ de Hırant Bakir adlı bir Ermeniden derlediğim türkü şöyle : Deniz üstü mülayim/Bilmem nasıl edeyim/Nazlı yârin evine/Gidip gelin olayım. Akraba evliliğine karşı gelen bir türkü: Yok yok em- mim oğluna/ yok yok bibim oğluna/Salla yavrum saçlarını/Komşunun oğlunaTürkü derlerken nelere özen gösteriyorsunuz?Türkülerimizin içinde söz itibarı ile saçma sapan olanlarda vardır. Halkın içinden çıkmasına rağmen, doğrusunu söylemek gerekirse, ben bu türkülere itibar etmedim. Söz olarak, ezgi olarak, anlam ifade eden, bir geleneği yansıtan, eğiten ve öğreten türküleri derlemeye çalıştım. Sanıyorum yukarıdaki örneklerde bunu görmek mümkündür. Yani evrensel boyutlu türkülerle ilgilendim.Derlemelerinizden TRT repertuarına girmiş olan türküleriniz var mı? Evet: “ Havalarda teyyare/Selam söyleyin o yâre/ Benden ona fayda yok/Bulsun başına çare”.Son olarak neler söylemek istersini?İnsanlar yaşadığı bu ömür içerisinde güzel işler yapmalı, sevgi saygı halesi içerisinde, bunları yaptıktan sonra tecrübeleri doğrultusunda, edinmiş oldukları müspet olayları anekdodları, gelecek kuşaklara da aktarmalı mezara götürmemeli bil- diklerini öğretmeli gelecek kuşaklara. Yani bir nişan bırakmalı. Mesela Turabi’nin şöyle bir şiiri var hayatı özetleyen insanlara öğüt veren; bana göre güzel bir şiir:Gel gönül gidelim aşk ellerine, muradın yâr ise bir tane yeter/ fikreyle kıldığın amellerine, havayic ehline efsane yeter.Meyli dünya kılıp olma bed nam/ kim aldı felekten muradına kam,ölüm var mı yok mu ahır-ı encam/ vakit geçirmeye virane yeterTûrabi özünü pay-ı mal eyle/ erenler yolunda kes bina eyle (hasbıhal eyle)/ şu fani dünyayı bir hayal eyle/ gelip konan göçtü nişane yeter.